KURUMLARDA KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDERLER

KURUMLARDA KANUNEN KABUL EDİLMEYEN GİDERLER
Yazar:Mehmet Tahir UFUK*
Yaklaşım / Temmuz 2010 / Sayı: 211
I- GİRİŞ
Vergi mevzuatımıza göre, bazı harcamalar kazanç tespitinde, hasılattan indirilememektedir. Bunların neler olduğu, vergi kanunlarında ayrıntılı olarak belirtilmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerine uyulacağı belirtilmiştir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinde ticari kazancın tespitinde indirilemeyecek giderler dokuz bent halinde sayılmıştır. Dolayısıyla, kurumların safi kurum kazancını tespit ederken anılan maddede sayılan kanunen kabul edilmeyen giderleri de dikkate almaları gerekmektedir. Bununla birlikte, ticari kazancın tespitinde gider olarak indirimi kabul edilmeyen ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinde ilk beş bentte sayılmış olan ödemeler, büyük çoğunluğu ile teşebbüs sahibinin ticari mal varlığı ile özel mal varlığı arasındaki ayrımla ilgilidir. Bir başka deyişle, söz konusu hükümler ticari mal varlığından özel mal varlığına kıymet aktarılması suretiyle ticari işletme bünyesinde doğacak kârın azaltılmasını önlemeyi amaçlar. Bu nedenle ticari işletmeden işletme sahibine yapılacak kıymet aktarımı şeklinde ödemeler gider kabul edilmez.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinin 6, 7, 8 ve 9. bent hükümleri ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinde yer alan hükümler ise paralellik taşımaktadır.

II-
KURUMLAR VERGİSİ KANUNU’NA GÖRE İNDİRİLEMEYECEK GİDERLER
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinde sayılan ve aşağıda ayrıntılı olarak ele alınacak olan giderlerin safi kurum kazancının tespitinde indirilmesi mümkün değildir.
A- ÖZ SERMAYE ÜZERİNDEN ÖDENEN VEYA HESAPLANAN FAİZLER
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l/a bendi uyarınca, öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faizler safi kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamaz.
Öz sermaye, aktif (mevcut ve alacaklar) toplamı ile borçlar arasındaki farkı ifade eder. Türk Ticaret Kanunu’nda, sermaye şirketleri ile kooperatiflerin kural olarak esas sermaye için faiz ödeyemeyeceğine ilişkin hükümler yer almaktadır. Bununla birlikte, anonim şirketlerde işletmenin faaliyetine başlamasına kadar geçecek olan devre için pay sahiplerine, tesisat hesabına geçirilmek üzere, muayyen bir faiz ödenmesine dair, şirket esas mukavelesine hüküm konulabilir. Aynı şekilde yeni hisse senetleri çıkarılması halinde de sermaye artırılmasına dair kararda yeni pay sahiplerine, tesisat hesabına geçirilmek üzere,belli bir süreyle faiz ödenmesi kabul edilebilir.
Ancak, Türk Ticaret Kanunu’na göre ödenen bu faizlerin ticari karın tespitinde gider olarak dikkate alınsa bile mali karın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Bir başka deyişle Kurumlar Vergisi Kanunu’nda, “hazırlık devresi faizi” olarak adlandırılan bu tür giderler gerek kuruluş ve örgütlenme gideri, gerekse genel gider olarak kabul edilmemiştir.
Öte yandan, uygulamada, ilgililere bir avantaj sağlamak amacıyla, önce ödenmiş sermaye payları üzerinden bir faiz hesaplanıp sonra bakiye kârın nominal sermaye hisselerine göre dağıtıldığı veya imtiyazlı hisse senetleri için bir faiz ayrıldıktan sonra kârın dağıtıldığı görülür. Faiz adı altında dağıtılan bu tür tutarlar da kâr dağıtımından başka bir şey değildir. Dolayısıyla, kârın bu şekilde dağıtılması suretiyle ortaya çıkan faiz tutarlarının kurum kazancından indirilmesi de söz konusu olamaz.
Kurum ortak veya sahiplerinin koydukları sermayenin kâr payı dışında nemalandırılmasının mümkün olmadığı kuralı gereği, öz sermaye üzerinden ödenen faizlerin gider olarak indirilemeyeceği Kanun’da açıkça hükme bağlanmıştır.
B- ÖRTÜLÜ SERMAYE ÜZERİNDEN ÖDENEN VEYA HESAPLANAN FAİZ, KUR FARKLARI VE BENZERİ GİDERLER
Örtülü sermaye, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinde, Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır.”şeklinde tanımlanmıştır.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l/b bendinde örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkı ve benzeri giderlin safi kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Kanun koyucu bu bent hükmü ile aynı maddenin l/a bendi hükmü uyarınca kurum kazancının tespitinde kabul edilmeyen giderin, peçeleme suretiyle indirilmesinin önüne geçmek istemiştir.
C- TRANSFER FİYATLANDIRMASI YOLUYLA ÖRTÜLÜ OLARAK DAĞITILAN KAZANÇLAR
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesine göre, Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.”
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l/c bendinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar kanunen kabul edilemeyen giderler arasında sayılmıştır. Söz konusu hüküm ile amaçlanan vergiye tabi kazancın örtülü yollarla dağıtılıp kurum bünyesinde yapılacak vergilendirmenin kapsamı dışına çıkarılmasının önlenmesidir.
D- YEDEK AKÇELER
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l/ç bendine göre; her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun ayrılan yedek akçeler kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamaz.
Bilindiği üzere yedek akçeler, Türk Ticaret Kanunu’na, kurumların kuruluş kanunlarına tüzüklerine, ana statülerine veya sözleşmelerine göre, muhtelif adlarla zorunlu ya da ihtiyari olarak kardan ayrılan meblağlardır. Bankalarca, Bankacılık Kanunu’na göre ayrılan genel karşılıklar da bu niteliktedir. Ancak, söz konusu Kanun’a göre ayrılan özel karşılıklar, kurum kazancının tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınabilecektir.
Ayrıca kurumlar karşılık, fon ve sair adlarla veya düşük değerleme ve yüksek oranda amortisman uygulamak suretiyle gizli ihtiyatlar da ayırabilmektedirler. İhtiyat niteliğinde olup, kanun ve ana sözleşme hükümlerine veya ortak ve hissedarların kararlarına göre kanuni, fevkalade, ihtiyari, zarar karşılıkları ve sair adlarla ayrılan her türlü yedek akçenin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.

E- KURUMLAR VERGİSİ, HER TÜRLÜ PARA CEZALARI, VERGİ CEZALARI, GECİKME ZAMMI VE FAİZLER

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l/d bendine göre,
● Hesaplanan kurumlar vergisi,
● Her türlü para cezaları (trafik cezası vb) ile vergi cezaları (usulsüzlük cezaları, vergi ziyaı cezası gibi),
● 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler,
● Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilemeyecektir.
Diğer taraftan, Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen pişmanlık zammı ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre tecil edilen vergilere ilişkin olarak ödenen tecil faizlerinin de gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.
Anılan bent hükmüne göre, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunu hükümlerine tabi, her türlü kamu alacağına ait ceza, zam ve faiz gider kaydedilemeyecektir.
Türk Parasının Kıymetini Koruma Mevzuatı’na göre, belli fonlara ödenmesi gereken meblağların, zamanında ödenmemesi dolayısıyla katlanılan ceza, zam ve faizler kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamaz.
Öte yandan, gerek 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu gerekse 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda süresi içinde ödenmeyen sigorta prim ve diğer alacakların tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenle sigorta primlerinin geç ödenmesi dolayısıyla, ilgili mevzuat uyarınca ödenen gecikme cezaları ve gecikme zamları da, kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilemez. Zira, gider kaydı yönünden, bunların 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun uyarınca ödenen gecikme zammı ile faizlerden hiç bir farkı bulunmamaktadır.
F- İHRAÇ EDİLEN MENKUL KIYMETLERİN İTİBARİ DEĞERİNİN ALTINDA SATIŞINDAN DOĞAN ZARARLAR VE PAZARLAMA KOMİSYONLARI
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l-e bendi uyarınca; “kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak tespit edilen hadler saklı kalmak kaydıyla, menkul kıymetlerin itibari değerlerinin altında ihracından doğan zararlar ile bu menkul kıymetlere ilişkin olarak ödenen komisyonlar ve benzeri her türlü giderler”kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilmeyecektir.
Buna göre, menkul kıymetlerin, kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak alınan kararlarla tespit edilen hadlerin de üzerinde bir indirim yapmak suretiyle itibari değerlerinin altında ihraç edilmesi durumunda, itibari değere nazaran ortaya çıkan indirim oranının yasal düzenlemelerle cevaz verilen sınırı aşan kısmı nedeniyle katlanılan zararların kurum kazancından indirilmesi mümkün olamayacaktır.
G- İŞLETMENİN ESAS FAALİYET KONUSU İLE İLGİLİ OLMAYAN DENİZ VE HAVA TAŞITLARININ GİDERLERİ VE AMORTİSMANLARI
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l-f bendinde, kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı olan; yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu deniz taşıtları ile uçak, helikopter gibi hava taşıtlarından işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili olmayanların giderleri ile amortismanlarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
H- KURUMUN KENDİSİNİN, ORTAKLARININ, YÖNETİCİLERİNİN VE ÇALIŞANLARININ SUÇLARINDAN DOĞAN TAZMİNATLAR
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l-g bendinde, sözleşmelerde cezai şart olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar tazminat giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre, sözleşmelerde cezai şart olarak konulan tazminatlar ticari faaliyet nedeniyle ödenen tazminat niteliğinde olduğundan kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir. Bunun dışında kalan ve kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi tazminatlar cezai mahiyet taşıdıklarından kurum kazancının tespitinde dikkate alınamaz.
İ- BASIN VE MEDYA TAZMİNATLARI
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l-h bendi uyarınca, basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve televizyon yayınlarından doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı ödenen tazminat giderleri kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamaz.
J- ALKOLLÜ İÇKİ VE TÜTÜN REKLAM GİDERLERİNİN YASAL SINIRI AŞAN KISMI

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinin l-ı bendinde, her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin % 50’sinin gider kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Aynı bent hükmünde, Bakanlar Kurulu’na % 50 oranının % 100’e kadar arttırma ve sıfıra kadar indirme yetkisi verilmiştir.
90/1081 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile söz konusu oran “sıfır” olarak tespit edilmiştir.
Kurumlar Vergisi Kanunu 2 Seri No.lu Genel Tebliği’nde; 5727 sayılı Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği 19.05.2008 tarihinden itibaren yapılacak olan, her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin tamamının, ticari kazancın ve kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığını açıklamıştır.
Ancak, Danıştay Dördüncü Dairesi’nin Kararı(1) ile yukarıda yer alan Tebliğ düzenlemesinin her türlü alkol ve alkollü içkilere ait ilan ve reklam giderleri yönünden yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Söz konusu düzenlemenin tütün ve tütün mamullerine ait reklam ve ilan giderlerine ilişkin kısmı yürürlükte olup, kurumlar vergisi mükelleflerince 19.05.2008 tarihinden itibaren yapılacak tütün ve tütün mamullerine ait reklam ve ilan giderleri ile tütün ve tütün mamullerinin spor sahalarına, sporcuların veya diğer ilgililerin spor giysilerinin ya da spor araç ve gereçlerinin üzerine yazılı veya elektronik sinyaller yardımıyla sanal olarak kurumun tanıtımının yapılmasını sağlayacak amblem, marka, isim ve benzeri işaretler konulması suretiyle yapılacak reklam harcamalarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir.
Diğer taraftan, Tebliğ’in sponsorluk harcamalarına ilişkin bölümünde, spor sahalarına, sporcuların veya diğer ilgililerin spor giysilerinin ya da spor araç ve gereçlerinin üzerine yazılı veya elektronik sinyaller yardımıyla sanal olarak kurumun tanıtımının yapılmasını sağlayacak amblem, marka, isim ve benzeri işaretler konulması gibi doğrudan ticari fayda sağlayan ve kurumun tanıtımını amaçlayan harcamaların reklam harcaması olarak değerlendirileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla, her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün mamullerinin tanıtımına yönelik bu tür reklam harcamalarının da kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması gerekmektedir.

K- KURUMLAR VERGİSİNDEN İSTİSNA KAZANÇLARA İLİŞKİN GİDERLER

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin son fıkra hükmüne göre, iştirak hisseleri alımıyla; ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlara ilişkin giderlerin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararların istisna dışı kurum kazancından indirilmesi mümkün değildir.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin söz konusu hükmü ile kurumlar vergisinden istisna; edilen kazançlara ilişkin olarak yapılan giderlerin, kurumun vergiye tabi diğer kazanç tutarının tespitin de kurum kazancını azaltıcı veya kurum zararlı ise bu zararı artırıcı bir unsur olarak indirim konusu yapılması önlenmiştir. Anılan hüküm istisna kazanç tutarının tespitinde söz konusu kazancın elde edilmesi ile ilgili yapılan giderlerin istisna kazanca ilişkin hasılattan indirilmesini engellememektedir.
İstisna kazançlar ile diğer faaliyetlerden doğan kazançların, işletme kayıtlarında ayrımının yapılması ve istisna kazançlara ilişkin maliyet ve gider unsurlarının, diğer faaliyetlerden elde edilen kazançlarla ilişkilendirilmemesi gerekmektedir.
Ayrıca, teknoloji geliştirme bölgelerinde veya serbest bölgelerde faaliyet gösteren mükelleflerin, bölgedeki istisna kapsamındaki faaliyetlerinin zararla sonuçlanması halinde, söz konusu zarar tutarı “kanunen kabul edilmeyen gider” olarak dikkate alınacaktır.

III-
YÖNETİM KURULU BAŞKAN VE ÜYELERİNE VERİLEN KÂR PAYLARI
Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. maddesinde yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen kâr paylarının menkul sermaye iradı olduğu hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, söz konusu kâr payları kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilemez.
Dağıtılan kâr payları, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94/6-b-i maddesi uyarınca stopaj suretiyle vergilendirilecektir.

IV-
KANUNEN YASAKLANMIŞ FİİLLER NEDENİYLE KATLANILAN GİDERLER
Kanunen yasaklanmış fiiller nedeniyle katlanılan giderler ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili giderler niteliğinde olmadığından, bu giderlerin gelir ve kurum kazancından indirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, rüşvet verme fiili Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinde suç olarak tanımlandığından, rüşvet ve rüşvet ile ilgili her türlü gider, vergiye tabi ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınmayacaktır.

V-
SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU’NA GÖRE İNDİRİMİ KABUL EDİLMEYEN TUTARLAR
16.06.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88. maddesinde, kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarlarının gelir veya kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin 2. bendine göre, ticari kazancın tespitinde, işverenlerce hizmet erbabı için ödenen sigorta primleri gider olarak indirilebilmektedir. Bu nedenle, sigorta primleri dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın fiilen ödendiği tarihte gider yazılacaktır.
5510 sayılı Kanun’un 88. maddesi gereğince bir aya ait sigorta primleri ertesi ayın sonuna kadar ödenebileceğinden, Aralık ayına ait olan sigorta primlerinin ertesi yılın Ocak ayı içinde ödenmesi durumunda bu primler Aralık ayının gideri olarak dikkate alınabilecektir.

VI- KURUM KAZANCININ ELDE EDİLMESİ VE İDAME ETTİRİLMESİ İLE İLGİLİ BULUNMAYAN GİDERLER

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinde kanunen kabul edilmeyen giderler 10 bent halinde sayılmıştır. Bununla birlikte kurum kazancı ticari kazanç gibi hesaplanacağından, yapılan giderle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında açık bir bağın bulunması gerekir. Dolayısıyla, yapılan giderler ile kazancın elde edilmesi arasında herhangi bir bağın bulunmaması durumunda bu harcamalar kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmeyecektir.

VII- BELGELENDİRİLEMEYEN GİDERLER

Kurumların yapmış oldukları harcamaları Vergi Usul Kanunu’nun 227. maddesi hükmü gereğince belgelendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Bu nedenle, Vergi Usul Kanunu hükümlerinde yer alan tevsik edici belgelerle belgelendirilmeyen harcamalar (Vergi Usul Kanunu’nun 228. maddesinde yer alan tevsiki zorunlu olmayanlar hariç) gider olarak kabul edilmez.

VIII-
DÖNEMSELLİK İLKESİNE UYMAYAN GİDERLER
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesi gereği kurum kazancı ticari kazanç gibi hesaplanmaktadır. Ticari kazancın elde edilmesinde ise tahakkuk esası geçerlidir. Tahakkuk esası gereği, kazancın elde edildiği döneme ilişkin giderler kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılır. Dönemi aşan giderler ise dönemsellik ilkesi gereği ödendikleri dönemde değil, ilgili oldukları dönemde indirim konusu yapılabilir.

IX- ÖZEL KANUNLARDA DÜZENLENMİŞ KABUL EDİLMEYEN ÖDEMELER

● 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 14. maddesinde gelir ve kurumlar vergisinin matrahının tespitinde gider kabul edilmeyeceği belirtilen vergi ve cezalar ile gecikme zamları kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmez.
● Kurumlarca ödenen özel iletişim vergisi Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinde yer alan hüküm gereği kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilemez.
● 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca, özürlü çalıştıran mükellefler tarafından, çalıştırdıkları özürlü personelin sigorta primi işveren hissesinin söz konusu madde kapsamında Hazine’ce karşılanan kısmının gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması mümkün değildir.
● 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun geçici 7. maddesi uyarınca, anılan madde kapsamında İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanan sigorta primine ait işveren hisselerinin gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması mümkün değildir.
● 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 81. maddesi uyarınca, anılan madde kapsamında Hazine’ce karşılanan sigorta primine ait işveren hisselerinin gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması mümkün değildir

</DIV>